24 Kasım 2015 Salı
Madde:1. narkoz edebiyatı
İki türlü edebiyat var, bir narkoz edebiyatı bir de adamı yakadan tutup silkeleyen edebiyat. İkincisinin tanımı yok, kanıtları var. Narkoz edebiyatınınsa belli başlı temaları var, misal, mühim olan insanın içine yaptığı yolculuktur, herkes kendi yolunu kendi bulur. 500 lira asgari ücretle çalışıyorsan kendi yolunu nah bulursun! Güzel bir aşk yaşayın, aşk sizi kurtarır. Bu düsturla yola çıkıp dayak yemiş çok adam tanıyorum.
Madde:2. çok güzelsin ama bana ne faydan var
Haberler doğru olsaydı onları güzel kadınlara sundurmak zorunda kalmazlardı. Televizyon yalanın kalesidir. O yüzden devlet tekelindeydi zaten. İlk özel televizyonun Cem Uzan tarafından açılmış olması da manidar bu açıdan.
Madde:3. madame bovary sensin
İffetimizi tesadüfen koruyor olmamız iffetli olduğumuz anlamına gelmez. Flaubert, Madame Bovary’i bu yüzden yazdı. Emma kocasından sıkıldı diye hemen bir çapkının kollarına atmadı onu. Yonwille’de noter katibi Leon’la tanıştırdı önce ve aralarında platonik bir hadise cereyan etti. Leon kasabadan ayrılmak mecburiyetini hissedene kadar böyle sürdü bu. Ancak ondan sonra Rodolphe çapkını çıktı sahneye. Bu hikâyede Leon’un işlevi ne? Okura, Emma’yı yargılamadan önce kendi iffetinin de pamuk ipliğine bağlı olduğunu hatırlatmak. Flaubert’in, “Madame Bovary benim,” demesi bundan. Biraz da Madame Bovary sizsiniz demek istemesinden. İffetine mikroskopla bakan orada baştan çıkmaya hazır birini görür.
Madde:5. manevi yükseliş
Maddi bir kayıp olmadan manevi bir yükselişin imkânı yok. Yoga kurslarının aylık ücretlerine bakın en basitinden.
Madde:6. iyi yazar veli yarısıdır
Bir öğretmen arkadaşım var, okullarını depreme dayanıklı hale getirmek için yıkıp yeniden yapacaklarmış. Öğrenciler müdürün kapısına dayanmış, “Biz yıkalım hocam!” diye. İşte okul sevgisi. Okul böyle bir yer, orada öğrenilen her şeyi nefret ederek öğrendik. Milli eğitim bakanı olsam, bütün iyi yazarları müfredattan çıkarırdım. Edebiyat hocası kazma olduktan sonra ders kitabına Sait Faik koymanın anlamı yok. İyi yazar veli yarısıdır zaten. Bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur.
Madde:8. yazarları ciddiye almayın
Şunu çok sık duydum. Falanca yazarı çok seviyordum, ama son yaptıklarından sonra onu bir daha okumayı düşünmüyorum. Demek ki Dostoyevski’nin zamanında yaşasaydın, kumarbaz diye onu da okumayacaktın. Yazarların özel hayatını unutmak lazım. Yazarların söylediklerini fazla ciddiye almamak lazım. Edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla dolu.
Madde:10. mallaşma eğrisi
Bu düzen hepimizi mallaştırmaya çalışıyor. Kelimenin iki anlamıyla da yapmaya çalışıyor bunu, hem metalaştırmaya çalışıyor hem de aptallaştırmaya. Bir fırça darbesiyle yeteneklerimizi köleliğe çevirebilirler.
Madde:11. telif hakları
Kitaplardan aldığım telif onları yazarken içtiğim sigara parasını karşılamıyor. Sigarayı azaltmam gerek.
Madde:12. fikir zikir
Bir adamın başından geçenleri anlatamıyorsan zihninden geçenleri de anlatamazsın.
Madde:13. allah’ın unuttuğu bir ülkede yaşıyoruz
Hz. Ebubekir İslâm’ı kabul ettiğinde zengindi, bütün malını dağıttı, öldüğünde tek kuruş miras bırakmadı. Hz. Ömer, Mekke’nin on önemli adamından biriydi, sefirdi, başka şehirlerle görüşme olduğunda onu gönderirlerdi, şimdiki dışişleri bakanlığına denk gelen bir mevki. Bu mevkii bıraktı, hicret etti. İlk Müslümanların hepsi mallarını mülklerini bıraktılar, hısımlarını akrabalarını bıraktılar, her şeylerini bıraktılar Medine’ye hicret ettiler. Şimdikiler Harun geldiler Karun oldular. Kayıkları yoktu gemicik sahibi oldular. Arabanın bagajından gofret dağıtmakla bitmiyor iş. Kuran’daki en ağır sözler statükoyu korumaya çalışan din adamlarına söylenen sözler. Statükoyu koruyanlar kim, Ebu Cehil, Ebu Süfyan. Bugün Türkiye’de statükoyu koruyanlar kim! Hz. Ebubekir köleleri azat ederdi, şimdi kölelik yasalarını çıkaranlar kim. Bir parça içtihat yetenekleri olsa, bir parça kıyas yapabilseler uykuları kaçar. AKP’yi soldan eleştirmek işin bir yönü. Ama bir de bizim bakanlar kurulunu ilk Müslümanlarla mukayese etmek lazım. 15 milyon kişi AKP’ye oy verdi. Bir parça Müslüman olan adamın uykusu kaçar bu zulümde.
Madde:14. yüksekte zaman
Bir gökdelenin tepesinde yüz yıl durursan, saatin gökdelenin en alt katındaki birinin saatine oranla saniyenin elli milyonda biri kadar ileride oluyormuş. Yerçekimi azaldığı için yüksekte zaman daha hızlı geçiyor çünkü. Bu teknikten yaralanıp zaman makinesi yapmaya çalışanlar var.
Madde:15. kâbus
Herkes kendi kâbusunu görür. Bir kâbusu kâbus yapan ondaki aktarılamayan noktalardır. Başkasına anlattığın şey kâbus değildir artık.
Madde:17. üç şart
Sıkılırken göbek atma. Küllükleri asla sulama. Saçlarını ensesinde toplamış bir kadının sırt fermuarını çekmeden önce biraz düşün.
Madde:18. sen gittin ve herkes ölmeye başladı
önce saniye teyze öldü sonra dedem sonra babaannem sonra yengem sonra eniştem. sonra eniştemin ölüm haberini bana veren bakkalı bıçakladılar eniştemin yedisinin okunduğu akşam. sonra sedat amca öldü sonra babam sonra öbür dedem bir de büyük deprem. otuzuma basmadan otuz tabut kaldırdım musalladan. babamdan öncekileri babamla beraber kaldırdık. ama ilk ölen hep babammış gibi geldi bana yıllarca. sanki oydu bu ahret furyasını başlatan. öyle değilmiş yeni anladım.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
zaten kim tam anlamıyla sağ kaldığını iddia edebilir ki bu kadar mevtanın ardından kim biraz zombileşmek istemez. daha kırılgan daha dikenli ve daha fukuyamacı olmaz. dedem ziraat mühendisiydi ama pek çok doktordan daha ilginç tıbbi hatıraları oldu.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
yalnızlıktan kudurmuş bir çocuğun arabaların kaportasını anahtarla çizmesi gibi ruhumun kemirilişi de hep sinsiceydi. buna rağmen ansızın berraklaştığı oluyor bulanık günlerin hâlâ soğuk biralar oluyor güzel kızlar oluyor. yağmurdan sonra saçlarını havluyla kurulaman gibi olmuyor tabii o kalibrede sevda görmedim. öptüm ama içime çekmedim.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
şimdi dilediğim sayfadan başlayabileceğim bir kitap öner bana. başsız sonsuz ve ortasız bir hikâye öner. bir üstat öner dergi kurmuş olmasın. ne çok utandık mazideki yaralardan her adımda ele geçirilme korkusundan. ismet özel mi metin altıok mu yoksa hiç mi ortak arkadaşımız kalmadı.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
love story tadında başlayan bir filmi potemkin zırhlısına çevirmeye ne hakkın var. çok şükür yaşıyoruz çok şükür yazıyoruz diyorum ama niye anlatıyorum bunları. belleğin unutuşa karşı mücadelesi mi sadece. ne münasebet bu benim senkronize yalnızlığım.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
birleşince kısa devre yapan parmak uçlarımız öldü önce. sonra yeşil öldü benim için sonra kahverengi. sonra ilk öpüştüğümüz yeri kalbinden bıçakladılar. on iki yıl geçti susmak ne kısaymış. sen böyle ne güzel sonsuza kadar susalım diyorsun. sonsuzluk bir gün herkesle konuşur sevgilim bunu da biliyorsun.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
zaten kim tam anlamıyla sağ kaldığını iddia edebilir ki bu kadar mevtanın ardından kim biraz zombileşmek istemez. daha kırılgan daha dikenli ve daha fukuyamacı olmaz. dedem ziraat mühendisiydi ama pek çok doktordan daha ilginç tıbbi hatıraları oldu.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
yalnızlıktan kudurmuş bir çocuğun arabaların kaportasını anahtarla çizmesi gibi ruhumun kemirilişi de hep sinsiceydi. buna rağmen ansızın berraklaştığı oluyor bulanık günlerin hâlâ soğuk biralar oluyor güzel kızlar oluyor. yağmurdan sonra saçlarını havluyla kurulaman gibi olmuyor tabii o kalibrede sevda görmedim. öptüm ama içime çekmedim.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
şimdi dilediğim sayfadan başlayabileceğim bir kitap öner bana. başsız sonsuz ve ortasız bir hikâye öner. bir üstat öner dergi kurmuş olmasın. ne çok utandık mazideki yaralardan her adımda ele geçirilme korkusundan. ismet özel mi metin altıok mu yoksa hiç mi ortak arkadaşımız kalmadı.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
love story tadında başlayan bir filmi potemkin zırhlısına çevirmeye ne hakkın var. çok şükür yaşıyoruz çok şükür yazıyoruz diyorum ama niye anlatıyorum bunları. belleğin unutuşa karşı mücadelesi mi sadece. ne münasebet bu benim senkronize yalnızlığım.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
birleşince kısa devre yapan parmak uçlarımız öldü önce. sonra yeşil öldü benim için sonra kahverengi. sonra ilk öpüştüğümüz yeri kalbinden bıçakladılar. on iki yıl geçti susmak ne kısaymış. sen böyle ne güzel sonsuza kadar susalım diyorsun. sonsuzluk bir gün herkesle konuşur sevgilim bunu da biliyorsun.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
Madde:19. haysiyet sınavı
-Hocam sınav nereden nereye kadar?
-1915’ten Hrant’ın vurulduğu yere kadar.
-1915’ten Hrant’ın vurulduğu yere kadar.
Madde:20. zamanın memleketi
İnsan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. Memleketi o zaman oluyor. Doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. Hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. “Eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzel,” diye üzüldüğüm de oldu. Konu doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. Sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)